ANADOLU  UYGARLĞINDA  YEMEKLER

 

Bir toprakta hangi bitki yetişiyorsa zararsız, lezzetli ve yararlı olanlarından yemek yapılır. Yemek türleri, bitki örtüsünün öğrenilmesi yanında insanların doğa varlıklarından yararlanma oranlarını ve tarımın geçirdiği gelişimin aşamalarını da gösterir. Mesela : buğday, arpa gibi ekinlerin ekilip biçilmesi, onlardan un ve ekmek yapılması uygarlık alanında oldukca ileri bir aşamayı  gösterir. Ayrıca firın ve ekmek pişirmeye yarayan diğer özel araçlar da bir başarı  ürünüdür. Bundan baska, hangi bitkilerin doğadan olduğu gibi alınıp  yendiğini, hangilerinin özel olarak yetiştirildiğini de yeme çeşitlerinden öğrenme olanağı vardır. Mesela bir toprak üzerinde yetişmeyen bitkilerin yemeği de tanınmaz  ve bilinmez. Bir toplumda yararlanılmayan bitkinin ekimi ve yetiştirilmesi yoluna da gidilmez. Yalnız avcılıkla, hayvanların etini yemekle geçinen, bütün yemekleri ete dayanan bir toplumda tarım  sanatından  veya bir uygarlıktan söz edilemez. Uygarlığın iki büyük belirtisi, iki önemli kaynağı vardir ; Ocak ve mutfak. Mutfakla ilgili gereçleri,  araçları ilerlemiş bir toplum belli başarı aşamalarından  geçmiş demektir. Ulusların kimlikleri biraz da mutfaklarını  incelemekle anlaşılır. ilkel toplumların neredeyse mutfakları yoktur onlar bütün besinlerini gelişi güzel bir ocakta pişirerek yenebilecek durumuna getirebiliyorlardı. Uygarlık ilerledikce bir mutfak bilgisi, yemek yapma geleneği doğdu ve pişirme usulleriyle gelişti. Bu nedenle uygarlığın yolu biraz da mutfaktan geçer denilebilir. Tarım bitkilerinden yararlanmayan, genellikle etle, av hayvanlarıyla geçinen, beslenen toplumlar günümüzde bile geri kalmış toplumlardır. Anadolu yemeklerinin apayrı bir özelligi vardir. Bu yemekler Anadolu'da yasamış değişik toplulukların, bitki örtüsünün, tarımın uygarlık aşamalarını, geleneklerini, niteliklerini ortaya koyan Anadolu yemekleri Anadolu uygarlıiğının hangi aşamalardan geçtiğini gösteren birer somut belge niteligindedir. Bugün Anadolu'da ekmek, yemek yapımında kullanılan bitkilerin, ekinlerin Hititlerce bilindiğini, Hitit dilinde bunların birer karşılığı  oldugunu açıkca  görüyoruz. Asya Türklerinde Anadolu'da rastlanan bir çok bitki adı pek bilinmez. Çünkü bu bitkileri daha önceden tanımıyorlardı. Hitit dilinde de komşu ülkelerden veya eski Anadolu yerlilerinden geçmiştir. Buna karsılık Hititler de, onlardan sonra gelen öteki Anadolu insanları da bu  yemişleri, ekinleri, bitkileri biliyorlar, tanıyorlar ve  bunları  yiyorlardı. Anadolu'da böylesine eski bir tarım, bir yemek içmek geleneği olduguna göre uygarlık ürünlerinin Asya göçleriyle bağlantısı yoktur. Bugün Anadolu insanının yediği, yemek yapımında kullandığı  yeşilliklerin, yemişlerin çoğunun  adi  Türkçe  değildir, Asya Türkçesiyle bir ilgisi yoktur. Bir çok doğa varlıklarının bir tanesinin bile adı Türkçe değildir. Bunların çoğu Türklerin anayurdu olarak bilinen Orta Asya'da yetişmez. Asya Türkçesinde olmadığı gibi Asya Türklerince de bilinmez, bir çok kap  kacak da Türk diliyle açıklanamaz. Anadolu insanı komşu çıkışlardan yaşama ortamını geliştirmis, Orta Asya'dan getirdiği geleneksel yaşantısını  zenginleştirmiş, böylece Anadolu'ya bir çok   yemek türü, yemek  çeşidi ve  içki türü gelmis, Anadolu insanınca bölgesel olarak geliştirilmiştir. Avrupalıların duygusal bir eğilimle "Bizans Mutfaği" dediği, gerçekte "Anadolu  Mutfağı"dır. Bizans Anadolu'nun dışında değildir. Orada yaşayan insanlar Hiristiyanlığın ortaya çıkışından sonra Avrupa'dan göç ederek Anadolu'ya gelmemislerdir. Anadolu'da yemeklerin yapılışları yanında yine eski çağ  geleneklerini sürdüren bir de  yeniş biçimleri vardır, Burada söz konusu edilen yemeğin yatarak veya  oturarak yenmesi   değil, değişik günlerde toplu olarak, bir törenle, bir şölenle yenmesidir. Eski çağ  Anadolu' sunda dini törenlerde topluca yemek yeme geleneği vardı. Bir şölen niteliği taşıyan toplu yemekler başka uluslarda da görülür. Anadolu'nun bütün komşularında böyle inanç törenleri düzenlenerek yenen toplu yemekler bir görev niteligi taşırdı. Düğünlerde, savaşa gidişlerde, başarılı bir işten netice alındığında , savaş kazanılıp dönüldüğünde, ölü gömme törenlerinde, değişik din derneklerinde böyle bir yemek yeme kuralı  yaygındı.. Asya Türklerinde buna şölen denirdi. Yunanlılarda, Latinlerde, daha önce Mısırlılarda, Sümer lerde ve Akadlarda böyle toplu yemekler bir tören düzeni içinde yenirdi. Bugün Anadolu'da bu gelenek çok yaygındır. Genellikle dügünlerde, göçlerde, uzun yolculuklarda, bir konuğun gelişinde, bayramlarda, ölülerle ilgili dini törenlerde, doğumlarda ve buna benzer toplumsal işlerde topluca yemek yeme töresi vardır. Bu tür törenlerde en önemli özellik yörenin geleneğini en iyi yansıtan yemeğin  yapılmasıdır. Şölene katılanlara geleneğin en üstiin saydığı yemek yedirilir. Bu yemekler bölgelere göre değişir. Değişmenin baslıca nedeni eski gelenekler  göreneklerdir. Hititlerin, Frigyalıların, Karyalıların, Urartuların, Homeros'dan okudugumuza göre Batı Anadolu insanları, Anadolu'ya komşu uluslar özel sölenler düzenleyerek toplu yemek yerler, bu yemeklerin yapılması için de kurban keserlerdi.. Kesilen kurbanın kimi yerleri toplantıya katılanlara dağıtılır, tanrıçalara sunulurdu. Günümüzde Anadolu'da yoksullara tanrı adına iyilik (sevap) olsun diye yemek yedirme, yiyecek verme, aç, doyurma geleneğinin kökenlerinin bunlardan geldigi çok açıktır. Anadolu'ya İslamiyet girince bu geleneklerin islamiyet ile birlikte geldiği savunulmuştur, fakat kurban geleneği islami dininde yeni değildir, İbranilerden alınmadır. Onlar da bu kurban usulünü Sümer, Mısır, Akad, Hitit gibi komşu uluslardan öğrenmişlerdir. Tevrat'ta bu ulusların adları, töreleri. bazı alışkanlıkları ve inançları yer yer anlatılır. Anadolu'da ekmeğin, unun, buğdayın, bazı  yemeklik  bitkilerin kutsal sayılması  öteki   nesnelere oranla ayrı  bir  saygı görmesi bu eski çağ inancları yüzündendir. Günümüzde Anadolu insanı yemeğe karsı büyük bir saygı gösterir. Bu saygının özünde de eski çağda yemeklerin tanrılara, tanrıçalara sunulması  sonucu  gelişen  inanç   saklıdır.